Dış politika yazarı Hüsamettin Aslan Haberler.com’a anlattı: Barzani’ye İHA saldırısı bölgede neyi değiştirecek?

Haberler.com stüdyosunda Olgun Kızıltepe’nin konuğu olan dış politika yazarı Hüsamettin Aslan, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin Erbil’deki ofisine düzenlenen İHA saldırısını, ABD-İran gerilimini, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması’nı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye'ye gerçekleştireceği ziyareti değerlendirdi. Aslan, bölgedeki gerilimin süreceğini ancak topyekûn savaşa dönüşmesini beklemediğini söyledi.

Haberler.com stüdyosunda Olgun Kızıltepe’nin konuğu olan dış politika yazarı Hüsamettin Aslan, Orta Doğu’daki son gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Aslan’ın gündeminde, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin Erbil’deki ofisine düzenlenen İHA saldırısı, ABD-İran gerilimi, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında imzalanan Mekke Paktı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şam’a yapması beklenen ziyaret vardı.

“SALDIRININ GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN İKİ BOYUTU VAR”

Barzani’nin Erbil’deki çalışma ofisi ile IKBY istihbarat başkanının evinin İHA saldırısına uğramasını değerlendiren Aslan, saldırının büyük oranda İran kaynaklı olduğunun görüldüğünü ancak resmi bir açıklama bulunmadığı için ifadelerinde temkinli davrandığını söyledi.

Saldırının hemen öncesinde IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin Deyala, Süleymaniye ve Kerkük bölgelerinden İran kaynaklı milislerin drone saldırıları düzenlediğine ilişkin açıklamalar yaptığını hatırlatan Aslan, saldırının bu gelişmelerin ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.

Aslan, saldırının iki ayrı boyutta değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Görünen boyutunda bölgesel yönetimin başbakanı, Mesud Barzani’nin oğlu Mesrur Barzani’nin çalışma ofisi ve istihbarat başkanının evi drone saldırısına maruz kaldı” dedi.

İran’ın bu hedefleri seçmesinin sembolik bir anlam taşıdığını savunan Aslan, saldırının “Ben senin güvenlik aygıtının en tepesindeki adamın evinden vuruyorum, siyasi ve idari noktadaki en tepedeki kişinin çalışma ofisini vuruyorum” mesajı içerdiğini söyledi.

“ABD İLE İRAN ARASINDAKİ GÖRÜŞMELERDEN HABERDARIZ MESAJI”

Aslan’a göre saldırının zamanlaması da dikkat çekici.

ABD yönetiminden bir yetkilinin İran Devrim Muhafızları içerisinde bazı kişilerle perde arkasında görüşmeler yapıldığı ve belirli bir ateşkes konusunda mutabakat sağlandığı yönündeki açıklamasının ardından Erbil’de saldırı gerçekleştiğini belirten Aslan, İran’ın bu görüşmelerden rahatsızlık duyduğunu öne sürdü.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıyla bağlantısını reddettiğini hatırlatan Aslan, sahadaki gelişmelerin saldırının gerçekleştiğini gösterdiğini savundu.

İran’ın uzun süredir IKBY’yi ABD ve İsrail’le yakınlaşmaması konusunda uyardığını belirten Aslan, 28 Şubat’tan bu yana bölgede 700’den fazla saldırı yaşandığını ileri sürdü.

Aslan, İran’ın zaman zaman Irak’taki vekil güçleri, zaman zaman da sınırdan gerçekleştirdiği İHA saldırılarıyla bölgesel Kürt yönetimine mesaj verdiğini söyledi.

“İRAN, KUZEY IRAK’TAKİ İSRAİL’E YAKIN UNSURLARI ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR”

Aslan, Kuzey Irak’ta İsrail’e yakın bazı unsurların İran’a karşı silahlı müdahalede bulunmasına yönelik girişimlerin de Tahran tarafından engellenmeye çalışıldığını savundu.

Bu nedenle Erbil saldırısının yalnızca son dönemdeki ABD-İran geriliminden kaynaklanmadığını belirten Aslan, saldırının daha uzun süredir devam eden bölgesel rekabetin parçası olduğunu ifade etti.

ABD’nin İran yönetimi içerisinde bir “yarılma” oluşturmaya çalıştığını öne süren Aslan, Devrim Muhafızları içerisindeki bazı gruplarla yürütülen temasların da bu stratejinin bir parçası olduğunu söyledi.

Uluslararası çevrelerde 60 günlük bir ateşkes beklentisinin konuşulduğunu belirten Aslan, saldırının tam da bu süreçte gerçekleşmesinin önemli olduğunu dile getirdi.

SALDIRININ GÖRÜNMEYEN BOYUTU: PETROL VE ENERJİ HATLARI

Aslan, saldırının ikinci ve daha az görünen boyutunun ise Irak’ın enerji ihracatı olduğunu söyledi.

Irak’ın günlük yaklaşık 1,5 milyon varillik üretim kapasitesinin 750 bin varillik bölümünü Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaştırmaya yönelik mutabakat bulunduğunu belirten Aslan, bu gelişmenin Türkiye açısından da stratejik önem taşıdığını ifade etti.

Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın uzun süredir işlevsiz durumda olduğuna dikkat çeken Aslan, hattın yeniden onarılması ve aktif hale getirilmesi konusunda da çalışmalar bulunduğunu söyledi.

Irak’ın petrolünü Hürmüz Boğazı yerine kuzey ve kuzeybatı hatları üzerinden Akdeniz’e ulaştırmasının İran açısından önemli bir stratejik sonuç doğuracağını belirten Aslan, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Alternatif istemiyor. Çünkü Hürmüz Boğazı’nın stratejik öneminin değersizleşmesini istemiyor. Alternatif oluşturulmasını istemiyor.”

“İRAN, TÜRKİYE’NİN IRAK’TA DAHA FAZLA ETKİNLİK KAZANMASINI İSTEMİYOR”

Irak’ın petrolünü kuzey üzerinden Türkiye’ye, diğer bir güzergâh üzerinden ise Suriye ve Akdeniz’e ulaştırabilmesinin İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik kozunu zayıflatacağını belirten Aslan, bunun Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğuracağını söyledi.

“Kuzey hattını açması, güney hattına ihtiyacın olmaması demek” diyen Aslan, İran’ın hem Hürmüz Boğazı’nın stratejik öneminin azalmasını hem de bölgedeki en büyük rakiplerinden biri olarak gördüğü Türkiye’nin Irak’taki etkisinin artmasını istemediğini savundu.

Aslan, bu nedenle saldırının aynı zamanda Türkiye’ye yönelik dolaylı bir mesaj olarak da okunabileceğini ifade etti.

ENERJİ ŞİRKETLERİNE “KORKU İKLİMİ” MESAJI

Saldırıların enerji şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerini de etkileyebileceğini belirten Aslan, bunun doğrudan bir saldırıdan daha farklı bir yöntem olduğunu söyledi.

Aslan, “Bazen birini tehdit etmenize gerek yoktur. Orada korku iklimi oluşturursanız ya da maliyetleri artırırsanız o şirketleri tehdit etmenize gerek kalmadan yatırımların önüne geçmiş olursunuz” dedi.

İHA saldırılarının devam etmesi halinde sigorta, personel, nakliye ve teknik giderlerin artabileceğini belirten Aslan, bunun Irak’taki enerji üretimini ve Türkiye ile yakınlaşmayı zorlaştırabileceğini söyledi.

“BARZANİ YÖNETİMİNİN İRAN’A ASKERİ KARŞILIK VERME ŞANSI YOK”

IKBY’nin İran’a doğrudan askeri karşılık verme kapasitesinin bulunmadığını belirten Aslan, olası tepkinin ABD ve Türkiye ile güvenlik iş birliğini daha da derinleştirmek şeklinde ortaya çıkabileceğini söyledi.

Süleymaniye’de İran etkisinin bulunduğunu belirten Aslan, Türkiye’nin bölgedeki güvenlik varlığının ve etkinliğinin daha da artabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin Kuzey Irak’taki ekonomik etkisinin de çok güçlü olduğunu belirten Aslan, gıdadan beyaz eşyaya, boyadan cep telefonlarına kadar Türkiye’nin bölge ekonomisinde önemli bir ağırlığa sahip olduğunu söyledi.

İran’ın ise uluslararası sistemden dışlanmış olması nedeniyle Türkiye ile rekabette ekonomik açıdan dezavantajlı durumda bulunduğunu savunan Aslan, IKBY’nin bu nedenle her geçen gün Türkiye ile daha fazla ekonomik ve ticari ilişki kurduğunu belirtti.

“PETROL 100 DOLARIN ALTINDAYSA YENİ BİR SAVAŞ BEKLENMİYOR”

Aslan, ABD-İran geriliminin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise petrol fiyatlarına dikkat çekti.

Petrolün varil fiyatının 90 doların altında seyretmesini bölgede yeni ve büyük bir gerilim beklentisinin bulunmadığına dair işaret olarak değerlendiren Aslan, enerji piyasalarının savaş riskine ilişkin önemli göstergeler sunduğunu söyledi.

“Savaş çıktığı zaman bölgede en fazla gerilimden etkilenen unsur petrol ve doğalgaz ürünleridir” diyen Aslan, enerji fiyatlarında büyük bir sıçrama yaşanmamasının topyekûn savaş ihtimalini azalttığını ifade etti.

“BU SAVAŞ DEĞİL, KONTROLLÜ BİR ÇATIŞMA”

Orta Doğu’daki gelişmelerin “savaş” yerine “kontrollü çatışma” olarak tanımlanması gerektiğini savunan Aslan, topyekûn savaşta tarafların ordularının ve askeri altyapılarının tamamını devreye sokacağını belirtti.

Bölgede ise sınırlı ve sembolik hedeflere yönelik saldırılar gerçekleştirildiğini söyleyen Aslan, ABD’nin İran ordusunun tamamını hedef almak yerine özellikle Devrim Muhafızları’na yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini savundu.

İran’ın da benzer şekilde sınırlı hedefleri vurduğunu belirten Aslan, tarafların birbirlerinin pazarlık masasında elini zayıflatmak ve kendi iç kamuoylarını yönlendirmek amacıyla gerilimi kontrollü biçimde sürdürdüğünü söyledi.

İSRAİL, ABD VE İRAN’DA İÇ SİYASET HESAPLARI

Aslan, bölgedeki gerilimin tarafların iç siyasetlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.

İsrail’deki seçim sürecine dikkat çeken Aslan, Netanyahu’nun güvenlik ve İran tehdidi üzerinden kendi seçmenini konsolide etmeye çalıştığını savundu.

ABD’de de Donald Trump yönetiminin benzer bir siyasi tabloyla karşı karşıya olduğunu belirten Aslan, Trump’ın kendi kamuoyuna yönelik bir siyasi hikâye oluşturmaya çalıştığını söyledi.

İran’da da savaşın mevcut yönetimin kamuoyu desteğini artırmasına neden olduğunu belirten Aslan, ekonomik sorunlara rağmen dış müdahaleye karşı halkın bir bölümünün yönetimin yanında konumlandığını ifade etti.

“İRAN’DAKİ REJİM KAZANANLAR ARASINDA, HALK İSE KAYBEDEN”

İran’daki ekonomik sorunlara da değinen Aslan, savaş öncesinde ülkede ciddi bir ekonomik ve finansal kriz bulunduğunu söyledi.

Bankacılık sistemindeki sorunların, para birimindeki değer kaybının ve ekonomik sıkıntıların halk üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Aslan, savaşın ise İran yönetimine dış tehdit üzerinden toplumsal desteği toparlama imkânı verdiğini savundu.

Aslan, İran rejiminin yerinde kalması nedeniyle siyasi açıdan kaybedenler arasında olmadığını ancak İran halkının ekonomik ve sosyal açıdan büyük bedel ödediğini ifade etti.

“İran’ın da bir yönetimi var. Bunu değiştirmek İran halkının işi. Bir Amerikalının, bir İsraillinin işi değil” diyen Aslan, İran’daki yönetim ile halk arasındaki sorunların dış müdahaleyle çözülmemesi gerektiğini söyledi.

“TRUMP VE ABD HÜKÜMETİ BÜYÜK KAYBEDEN”

ABD açısından da değerlendirmelerde bulunan Aslan, Trump yönetiminin savaş nedeniyle ciddi siyasi ve ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kaldığını savundu.

Trump’ın kamuoyu desteğinin gerilediğini ve Kongre seçimlerinde ciddi sorunlarla karşılaşabileceğini belirten Aslan, savaşın ABD’nin Avrupa, Asya ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de olumsuz etkilediğini söyledi.

Körfez ülkelerinin de ABD’nin güvenlik politikalarını sorgulamaya başladığını savunan Aslan, İran’la anlaşmaya çalışan Körfez ülkelerinin Washington’a olan bağımlılığını yeniden değerlendirdiğini ifade etti.

İsrail’in de savaş nedeniyle ciddi ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kaldığını belirten Aslan, buna rağmen Netanyahu’nun kendi ülkesindeki siyasi desteğinin sürdüğünü söyledi.

MEKKE PAKTI: İSLAM ORDUSU OLARAK OKUMAMAK GEREKİYOR

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Paktı’nı da değerlendiren Aslan, anlaşmanın bir anda ortaya çıkmadığını söyledi.

Gazze savaşı, Yemen ve Sudan’daki çatışmalar, İran-ABD gerilimi ve bölgedeki güvenlik boşluğunun böyle bir yapıya duyulan ihtiyacı artırdığını belirten Aslan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın farklı avantajlara sahip olduğunu söyledi.

Pakistan’ın nükleer kapasitesi, Türkiye’nin savunma sanayisi ve askeri kabiliyeti, Suudi Arabistan’ın ise ekonomik gücüyle birbirini tamamlayan bir yapı ortaya çıktığını belirten Aslan, Katar ve Mısır’ın da ilerleyen süreçte bu yapıya dahil olabileceğini düşündüğünü söyledi.

Ancak anlaşmanın “İslam ordusu” veya “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlanmasının yanlış olduğunu vurgulayan Aslan, yapının öncelikle savunma, istihbarat, hava savunması ve caydırıcılık mekanizması olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

“5. MADDE SAVAŞA GİRMEK İÇİN DEĞİL, SAVAŞI ENGELLEMEK İÇİN”

Anlaşmadaki karşılıklı savunma hükmüne de değinen Aslan, bir ülkeye yönelik saldırının diğer tarafları ilgilendiren bir güvenlik mekanizmasını harekete geçirmesinin otomatik olarak savaşa girileceği anlamına gelmediğini söyledi.

Bu maddenin esas olarak caydırıcılık amacı taşıdığını belirten Aslan, Pakistan’ın nükleer kapasitesinin, Türkiye’nin savunma sanayisinin ve Suudi Arabistan’ın ekonomik gücünün bir araya gelmesinin rakip ülkeler açısından önemli bir hesaplama oluşturacağını ifade etti.

Aslan, özellikle Hindistan’a yönelik bir mesaj bulunduğunu savunarak, Pakistan’a yönelik olası bir saldırının Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından da karşılıksız bırakılmayacağı yönünde caydırıcı bir çerçeve oluşturulduğunu söyledi.

İran’ın da Mekke Paktı’na yönelik olumlu açıklamalar yaptığına dikkat çeken Aslan, Tahran’ın bölge ülkelerinin ABD ile daha fazla yakınlaşmasındansa kendi aralarında güvenlik mekanizması oluşturmasını tercih edebileceğini ifade etti.

“MEKKE PAKTI İSRAİL’E KARŞI KURULMADI”

İsrail ve Yunanistan’ın Mekke Paktı’ndan rahatsız olduğunu belirten Aslan, İsrail’in anlaşmayı kendisine karşı oluşturulmuş bir yapı olarak gördüğünü söyledi.

Yunanistan’ın ise Mısır’ın böyle bir yapıya katılması halinde Mısır’la mevcut stratejik ilişkilerinin zarar görebileceğinden endişe ettiğini belirten Aslan, Türkiye’nin de Mısır’ın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği ilişkilerden rahatsız olduğunu hatırlattı.

Aslan, bu nedenle Mısır’ın pakta dahil edilmesinin taraflar açısından kolay olmayacağını ancak zaman içinde normalleşmenin mümkün olduğunu söyledi.

“TRUMP’IN PAKTI DESTEKLEMESİ İSRAİL’LE ANLAŞMAZLIĞI GÖSTERİYOR”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Mekke Paktı’na destek vermesini de değerlendiren Aslan, bunun ABD-İsrail ilişkilerindeki bazı görüş ayrılıklarını ortaya koyduğunu söyledi.

ABD’de Cumhuriyetçi tabanın önemli bir bölümünün İsrail yanlısı Evangelik gruplardan oluştuğunu belirten Aslan, silah üreticileri ve petrol şirketlerinin de bu siyasi yapı üzerinde etkili olduğunu ifade etti.

İsrail’in ABD’ye ekonomik, siyasi ve askeri maliyet yüklediğini savunan Aslan, Trump’ın ise Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan yönetimleriyle iyi ilişkiler kurarak bölgede farklı bir denge oluşturmaya çalıştığını söyledi.

Bunun ABD-İsrail ilişkilerinde tamamen bir kopuş anlamına gelmediğini belirten Aslan, ancak taraflar arasında ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu ifade etti.

ERDOĞAN’IN ŞAM ZİYARETİ: SEMBOLİZMİ ÇOK GÜÇLÜ

Aslan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şam’a olası ziyaretini de değerlendirdi.

Ziyaretin 13 yıllık Suriye iç savaşının ardından gerçekleşmesinin başlı başına sembolik bir anlam taşıdığını belirten Aslan, Erdoğan’ın geçmişte Emevi Camii’nde namaz kılacağı yönündeki açıklamalarını hatırlattı.

Erdoğan’ın Şam ziyaretinin yalnızca diplomatik değil, askeri, siyasi ve psikolojik mesajlar da içereceğini söyleyen Aslan, Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin devlet başkanı düzeyindeki ziyaretle görünür hale geleceğini savundu.

“EMEVİ CAMİİ’NDEKİ ZİYARET SADECE İBADET DEĞİL”

Emevi Camii’nin bölgesel sembolizmine dikkat çeken Aslan, daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de Şam ziyaretinde Emevi Camii’ne gittiğini hatırlattı.

Putin’in Ortodoks Hristiyan olmasına rağmen camiyi ziyaret etmesini, “stratejik mesaj” olarak değerlendiren Aslan, bu tür ziyaretlerin devletlerin bölgedeki siyasi ve stratejik varlığını sembolik olarak ortaya koyduğunu söyledi.

Aslan’a göre Erdoğan’ın Şam ziyareti de Türkiye’nin Suriye’deki siyasi, askeri ve idari ağırlığının göstergesi olacak.

“ÇATIŞMA BİTMEZ AMA SAVAŞ ÇIKMAZ”

Programın sonunda bölgedeki genel tabloya ilişkin değerlendirmesini paylaşan Aslan, Ortadoğu’da çatışmaların devam edeceğini ancak topyekûn bir savaş beklemediğini söyledi.

Bölgede savaşabilecek düzenli ordu kapasitesine sahip aktörlerin sınırlı olduğunu belirten Aslan, Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin düzenli askeri kapasiteye sahip olduğunu; diğer birçok aktörün ise daha çok paramiliter veya silahlı grup niteliğinde bulunduğunu ifade etti.

İsrail’in de kara gücüyle geniş çaplı bir savaş yürütme kapasitesinin ABD desteğine bağlı olduğunu savunan Aslan, bu nedenle bölgedeki mevcut tablonun daha çok sınırlı çatışmalar üzerinden devam edeceğini söyledi.

Aslan, son olarak, “Çatışma bitmez ama savaş da çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Bölgedeki saldırıların düşük maliyetli İHA'larla, stratejik ve sembolik hedeflere yönelik gerçekleştirildiğini belirten Aslan, bu saldırıların temel amacının karşı tarafı tamamen yok etmek değil, caydırmak, mesaj vermek ve pazarlık masasındaki pozisyonu güçlendirmek olduğunu ifade etti.

Kaynak: Haberler.com

  • Related Posts

    Sırra kadem basmıştı: Kamerun Cumhurbaşkanı Biya 74 gün sonra ülkesine döndü

    93 yaşındaki Kamerun Cumhurbaşkanı Paul Biya, 74 gün süren Avrupa seyahatinin ardından başkent Yaounde’ye döndü. Uzun süren yokluğu sağlık ve yönetim tartışmalarına yol açmıştı. Biya’nın dönüşü devlet televizyonu tarafından canlı yayınlandı.

    Maç 3-0 olduğu anda Dolmabahçe’de tüm tribünler aynı sesle inledi

    Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında Kauno Zalgiris’i 3-0 yendi. Galibiyet sonrası Beşiktaş taraftarları Teknik Direktör Vincenzo Italiano için tezahürat yaptı.

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir